29 Mart 2026 Pazar

           SENİNLE HEP

       Geldik sana bu gün dostlarınla birlik, pek çoğunun da selam ve dualarıyla, kalabalıktık temmuz sıcağıyla yine. Bizleri yine mutlu etti dostlar, Yaşam gücümüze güç kattılar yalnız olmadığımızı hissettik gene.

Temmuzlar sıcak, durgun ve sakindir kimse bir yere kıpraşmaz, sense dünden razı kanatlanıverdin uçmaya...
Ülke ne kadar iyiyse herkes de o kadar iyi... biz de iyiyiz...
Her temmuzda olduğu gibi yüreğimizdeki yangınla yarışırcasına yangınlar devam ediyor dört bir yanında yurdumun.
Özlediğin uğruna mücadele verdiğin barış süreci ha başladı ha başlayacak derken , bir yandan seçilmişler içerde, demokrasi baltalandıkça topal bir sacayağı sendeleyip durmakta ha yıkıldı ha yıkılacak ülkem hiç kimse güvende değil ,sorgular ,gözaltılar cabasi, haberin vardır ara ara bir yoldaşı bir dostu da uğurluyoruz yanina, giderek yalnızlaşıyoruz buralarda, ben sana olduğu gibi giden dostlara da uzaktan el sallıyorum, çok istememe rağmen son yolculuklarında yanlarında olmayı yakınlarının içim elvermiyor .
O kadar sebepsiz toplu ölümler var ki gündem oluşturmak adına artık öfkeyi geçtik, duyarsızlıklarına , tiksiniyoruz bu kirli oyuna.
Ama her şeye rağmen biz iyiyiz, güzel şeyler de oluyor tabi, başlı başına yaşamak güzel.
Çocuklar buradaydı bir haftadır, bu gün gittiler, minnaklar büyüdüler artık. Helen Mavi minik bir yazar, kitabını imzalıyor okurlarına, arkadaşlarına, dostlara, bir yazar edasında, kitabın özünde dostluk var, yardımlaşma var paylaşma var ,çalışma- mücadele var tıpkı dedelerinin yaşam felsefesi ... kitap yazması hayli güzel, daha da güzeli gelirini nesli tükenmekte olan hayvan dostlarımız için bağışlamaya karar vermesi, çocuksu nazları olsa da mayaları sağlam torunlarının .
Her yerde, her durumda bizimlesin ,yoksan da yanımızda gözümüz de gönlümüz de seni aramakta, seninle muhabbetteyim hep, çok şey anlatıyorum sana akla hayale gelmeyecek şeyler sessiz bir gevezelik benimkisi , köyde tek olmama rağmen bulaşık çıkarıyorum elde yıkamak için, çok seviyorum elde yıkamayı, makinede niye yıkamadığımı soruyor bulaşıkları herkes, bilmiyorlar kı çokça iki lafın belini kırıyorum seninle , sohbet o kadar derin ve koyu ki kaptırıyorum kendimi mevzulara üstüm başım ıpıslak oluyor ,olsun .... daha söyleyeceklerim çok, cevap alamadıklarım daha da çok biriken konular bir bulaşık yıkama seansına sığmayacak kadar fazla, elbet dibine vuracağım birikmişlerin birgün ...
Duygularıma çocuklarım, torunlarım, kardeşlerim, akrabalar, anılar, bir dostun dokunuşu, seni anlatışı, bir şiir, bir şarkı, bir kuş, bir arı, bir çiçek, bir roman , bir dostun gelişi, bir dostun gidişi, hayaller, anı yaşayışım, geleceği düşlemem eşlik ediyor.
Ben hep kimseye ihtiyacım yok dünyaya hükmederim modundaydım, o güç senden geliyormuş bilemedim, senin gücün davandan, o yorulmak bilmeyen mücadelenden, büyük sevdandandı, inanmışlığından, umudundandı, o nedenledir ki yaşamı , hele de güzel günleri görmeyi en çok hakedenlerdendin. Eksilmişliğimle, yarım kalmışlığımla dünyayla baş etmeye çabalıyorum artık bir başıma , bazı durumlarda pes etmışlığim de olmuyor değil kımselere çaktırmıyorum ama yetimliğimi, tadını alamadığım ne çok hazları geçiştiriyorum, günlerin sayfalarını hızla çeviriyorum , yaşam öykümün ilk sayfalarında takılı kalıyorum daha çok anılara tutunup buruk bir gülümseme bu güne kitabımın güncel yapraklarına taşıyor beni. Yarım kalmış hikayemizi dostların da desteğiyle yazacağım ömrümün yettiğince ,sensiz olmaz tabi ki sen hala bâş kahramanı olacaksın öykümüzün ...
Sevgili Cengiz tam üç yıl oldu sen burdan gideli ya bizimlesin hep, seninle olmak, seninle gülmek çok güzeldi; anılarınla, anılarımızla olmak da güzel, anılara ağız dolusu gülmek de.. hele dostlarının senden esintiler getirmesi daha da güzel. Bugün dostların Cengiz kokuları getirdi yine buralar senle doldu, çok teşekkür ediyorum senin varlığını diri tutan dostlara , gelenlere teşekkürlerimi sunarken, seni anan, selam ileten, sosyal medyada seni ünleyen dostlara da ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Var olsunlar, iyi ki varlar, varlıkları güç katıyor yaşantımıza temmuz sıcağı da olsa içimiz ısınıyor yokluğunun ayazında ...
Biz çok iyiyiz, hep iyi olacağız sen de iyi ol e mi sonsuz sevgilerle ... (26.07.2924).
Günay

 KOLONYA ŞİŞELERİNİN İÇİNDEKİLER

(BAHARIN ALIP GÖTÜRDÜĞÜ CANLARİN BAHARİN ESTIRDIĞİ GÜZEL KOKULARLA YADA DÜŞMESI )
Pandemi döneminden kalma bir alışkanlık ellerin yıkanmasından sonra kolonyalanmak. Limon kolonyası … o dönemlerde karaborsaya düşen limon kolonyası. Hele ilk günlerde ne çok aramıştım, il dışı çıkışların son günü akıbeti belli olmayan bir illetin bizi nereye sürükleyeceğinin kaygılarını taşırken üzerimizde ailemizi son bir kez görebilmek ve de aktar torpilinden kolonya almak için İzmit’e ve Gölcük’e son bir yolculuk yaptık. Yasak saatinin son dakikalarında ancak eve gelebildik torpilli de olsa kolonya alamadan, depoda kalmamıştı kolonya, süremiz sınırlı olduğu için gelmesini bekleyemedik.
Az önce o dönemden bolca aldığım şişelerin sonuncusunun son damlalarını süründüm elime, son olduğundan olsa gerek şimdiye değin bu denli keskin gelmemişti kokusu. Şişeyi, plastik şişeyi atmaya yöneldim çöpe, her şeyi atarken bir düşündüğüm gibi düşündüm şişe elimde, atsam mı atmasam mı diye, şişenin bir özelliği yok ama anaokulunda çalışırkenden kalma bir alışkanlık, geri dönüşüm malzemesi biriktirmek; uzun seneler evde, okulda malzemeler biriktirip zümredaşlarımla çeşit çeşit projelere imza attık. O alışkanlığı atmaya çalışsam da çöpün başında bir an da olsa düşünmeden alamıyorum kendimi elimdeki bir işe yarar mı diye..
Şişe elimde, yeşil kapağı minik saksı gibi. Renkli küçük kapakları saksıların dibine koyuyorum balkonda ve köyde, kuşlar çiçekleri yemesin diye bir nevi korkuluk işte. Kapaktan şişeye kaydı gözüm markasını okudum takıldım yeşil yazılara, yazıların aralıklarından şişenin içine daldı gözlerim, aklım ve duygularım. Kolonyanın kokusu, boş plastik şişenin berraklığı beni hapsetti içine içine kuruldum en dibine şişenin bağdaş kurarak en derinlerine daldım düşüncelerin. Ben bu şişeyi atmayacaktım, İstanbul’un en güzel yerine Eminönü’ne gittiğimde kolonyacıya uğrayıp farklı kokulardan kolonya doldurtmalıyım içine diye geçirdim aklımdan gülümsedim kendime, hangi kokuyu doldurtacaktım ki bir tanecik şişeye. Şişeli satıyorlar mıdır acaba. İzmit’teki hiçbir kolonyacıya girmesem de hiç, önünden çokça geçmişliğim vardır sıra sıra duran kolonyacıların Alemdar Caddesinde, duruyor mu acaba kolonyacılar aynı yerde, bari bir tanesi olsa…
Bizim evde kolonya işlerine Yılmaz abim bakardı, evden ayrıldığında da bırakmadı bu görevini taa ki gitmeden evvel ki son iki seneye kadar pandemiyle başlayan rahatsızlıkları oluşunca, özellikle bayram önceleri boş şişeleri alır doldurtup getirirdi, annemin sınırlı kozmetik tedarikçisi idi, kremini, sabununu, kolonyasını temin ederdi. Kolonya misafirlere tutulur illa, annem gezmeye gidecekse kremini sürer, kolonyasını dökünür öyle evden çıkardı, yapıp yapacağı makyaj bu kadar. Eve üç çeşit kolonya alınırdı; tütün, beyaz zambak, limon. Tütün abimin kokusu, beyaz zambak annemin, limon da babamın, misafirlerin ve diğer ev halkının. Hacı kokuları da getirirdi abim eve küçücük şişelerde, bir kaçı annemin gardrobunda kıyafet ceplerinde hala durur, kokuları ağır olduğundan kimse sürmez, abim sürdüğündeyse sözleşmiş gibi hep birden söylenirdik. Hacı kokuları esanslar hariç ben kolonyaların üçünü de çok severdim. Zaman zaman üçünü üstüste dökündüğüm de olurdu parfüm niyetine çocukluk dönemlerimde.. Şişelere gelince bir şekilde alınmış, hastalıklarda hediye gelmiş, evde vardılar. Boşaldıkça doldurulur hiç boş kalmazdılar. Öyle güzel şişelerdi ki hele kapakları. Dikdörtgenler prizması şeklinde kristali andıran bir şişe vardı o vakit favorim oydu.
Öğretmenliğimin ilk yıllarında baharda çocuklar menekşe getirirlerdi koyun- keçi gütmeye gittiklerinde dağdan toplayıp; öyle koca buket falan değil, beş on dalı yumruğum kadar olmazdı, çok narindiler rayihası ise insanı bayıltacak kadar keskindi, işte ondan sonra dördüncü bir koku daha eklendi beğenilerime. Sonraki yıllarda çocukların hediye babında öğretmenlerine kağıt mendil veya kolonya getirmek adeti olmuştu mor şişeler vazgeçilmezimdi menekşe kokusu geliyordu burnuma, usuma da bahara taze kavuşmuş dağlar, ilk çocuklarım, onların güler yüzü, mücadelesi, masaya gizlice bıraktıkları menekşe buketleri… bir koku insanı alıp götürüyor nereden nereye. Hediye şişeler daha çok yeşilliydi, çam kokuluydu kolonyalar ve o zaman anladım ki ben çam kokusunu daha bir seviyormuşum. Çam kokusu bana hep doğduğum ama büyümediğim bir iki kez gidebildiğim memleketim Yalnızçam’ı ve yaylaya çıkarken ki uçsuz bucaksız çam ormanlarını, ormandaki binbir çeşit çiçekleri, kuş seslerini, oralara olan bitip tükenmek bilmeyen hasreti, yaşanmamışlıklara olan kıskançlığımı anımsatıyor. Çok az yaşamışlığın içinde o kadar çok anım var ki memleketime dair, yalnızca bir şişenin içine hapsolacak azlıkta değil, çokça güzel ve burun sızlatan buram buram memleket kokan anı..
Derinlere daldığım düşüncelerimi bozan kapı zili oldu, gelen elektrikçiydi, ben sesle beraber şişenin içinde daldığım düş yolculuğumdan sıyrılıp burnumda tüten kokulara aldırmaksızın elimdeki şişeyi atıvermişim çöpe.
Eminönü’ne ilk gittiğimde ki sık giderim yapacağım ilk işlerden biri onca şeye, yaşanmışlıklara, gidenlere hasretimi dindirir mi bilmem ya kokuları burnumda tüten üç bilemedin dört ayrı kokuda ve güzel mi güzel şişelerde kolonya almak ve renkli kolonyalar dolu şişeleri doya doya seyretmek olacak. Eski tanıdık şişeleri bulursam değme keyfime hele de favorim olanını.
Benim beğendiğim kolonya şişesi durmasa da birkaç şişe annemin evinde hala durmakta, maalesef ki içleri boş, bomboş abim bir bahar başlangıcında gideli beri. Birinin içine ara ara küçük bidonla alınmış limon kolonyası dolduruluyor bittikçe o kadar, ama o güzel kokular estikçe zaman zaman doğada vurdukça kokusu burnuma tazeliğini, güzelliğini hala koruyor, bahar alıp götürse de seni bizden, baharın estirdiği güzel kokularla düşüyorsun yadımıza can abim 21 Mart 2025.
GÜNAY UZUNER

 TURKÜLERİN MERDO'SUNA

'Haberin var mı taş duvar, demir kapı kör pencere' Merdo akşamüstü bu diyardan göçmüş. " haberin var mı; ah Merdo Merdo ,eğer ki gelmeler topraktan ise gitmeler de aynı yeredir ki Ay karanlık gecelerim gündüz olmuyor.."
Yüreğımden bir can daha eksildi, eksilenler çoğaldıkça ķüçülmek yerine yüreğım, daha da kocaman oldu taş gibi ağırlaştı.. Bu ağırlık büyük bir sıkışık hüzün ve boşluk içinde; deli gönül dara düştü yine.. "Değmen benim gamlı yaslı gönlüme".
Doğruluğun, onurlu duruşun, erdemin, devrimin, yiğitliğin, emeğin, barışın, öncülüğün ,yoldaşlığın en güzel insanı büyük halk ozanı Edip Akbayram ruhumu yakan hüznümün buruk acısı içindeyim.
Ne çok konserinde canlı izleme şansım oldu onu ne çok. Daha da olmalıydı, olabilmeliydi.
O bizi, duygu ve düşüncelerimizi , söyleyip, söyleyemediklerimizi haykıran sesti, melodik sesimizdi.
Yeri hep ayrı oldu, coşkularımızı, duygularımızı zirveye taşıyandı ancak " en" değildi sorulduğunda her birimize ama O hep vardı hep zirvedeydi gönlümüzde , çünkü O bizdik biz de O'yduk. yüreğimizde yeri önceden ayrılmış taht kurmuştu içimize en derinine. Ne de güven vericiydi varlığı,
O, bizim yüreğimizin dışavurum sesiydi. Hangi türküsünün düşünü geçirmedik ki yüreğimizden , ünlemediği dileğimiz kalmadı ki hiç. Çocuklara güzel günleri muştularken Motorları maviliklere süreceğimizin sözleşmesini imzaladık yolculuklarımızda yoldaşlarımızla .
Hastalandığında da , birden hop etti yüreğimiz, dualar dilekler onun için salındı evrene, güvenimiz tamdı iyileşeceğine dair, araladık dualarımızı sonrasında, düzelecek umuduyla biraz da..
O'na dair en duyduğum en yakın gelen ses meydanlara girdiğimizde bizi karşılayandı " el ele kol kola omuz omuza ... " ondan daha yakını daha da tanıdığı devrim için ateşlenen gençliğimizin " sene 341 mevsime uydum... eşkıya dünyaya hükümdar olmaz" ı her birimizin İçerimizden alıp da yankıladığı bu ses hep çınlayacak olsa da özcanının susması öylesine sarstı ki, gün gün bir bir eksilmemiz de daha da acıtıyor içimizi, yoksunlaşıyoruz .
Haramilerin saltanatını yıkmak için bize yoldaş olan kimsecikler yok gibi artık, ne kadar öksüzleşip, yetim kaldık böyle.
Hasretiyle gönlümün yandığı hayat yoldaşıma , yıldızlara yolculadığımız yoldaşlarımıza, senin de hasretine şimdiden yanıyor gönlümüz ... Sesin, türkülerin , fotoğraflardaki gülen yüzün hep bizimle olacak ýureğimizin yankısı yiğit ses, büyük usta ,sonsuz saygılarla ...
Ahhh Edip Akbayram ah!
"Öyle ağırım ki kendime sen benden gittin gideli ... " Aldırmak düştü gönüle bu defa, dertlerimiz şaha kalktı işte gidiyorsun çeşmi siyah , güle güle, mezarında bir garip olmayacaksın , unutulmayacaksın , meraklanma güzel yürek uzaklara gitmiyorsun, kuşlar seni sonsuzluğa atacak türkülerin asırlarca yankılanacak, yiğitlere yoldaşlık edecek, türküler yoldaşın olsun .
03.03.2025 GNY

ARABESK BU DAMARDAN GİRER İÇİNİZE GİZLİCE
Televizyon açık, yarı uykulu 'çalar saat" i dinliyorum kesik kesik, duyduğum hiçbir bilgiyi, haberi tam anlatamam yıllardır yarım yamalak izleyip dinlediğimden sabahları .... ya okula hazırlık içindeyimdir izlerken, ya kahvaltı hazırlama, ya sabah uyku keyfi peşinde... olduğunca...
Bugün çoook uzaklardan bir ses çalınıyor kulaklarıma o kadar uzak ki on beş onaltili yaşlarimdan geliyor ses. Ses uzaktan gelse de sözler ne kadar taze ve tanıdık.
Ne kadar reddettiğini düşünsen de bazı şeyleri etrafında olduğu sürece içine içine işlediğinin de kanıtıdır bu.
Ben arabeski reddedenlerden oldum hep, hiç dinlemedim bile isteye, evimizde de dinleyen yoktu arabeski. Annemin evin içinde nereye giderse peşine götürdüğü küçük, kulplu radyosunda hep türkü çalar o da eşlik ederdi, türküye maruz kalışım ondandı ve çok sevişim. Evde yalnızsam iş ışlerken, ev işi yaparken , ders çalışırken, kitap okurken yabancı müzik dinlerdim radyodan Beatles hayranıydım, pikaptan da Cen Karaca ve Selda ''yı dinlerdim ama pikap zor gelirdi iş halinde, okurken sürekli plağı ters çevirmek zorunda kalırdım okumam aralanırdı teybimiz de yoktu o vakit. O nedenledir ki mahalle arkadaşlarıma ucube geliyordum onlardan farklı tercihlerimden. Sonraları televizyonla beraber TRT nin konserlerinde sanat müzikleri, hele de Klasik Türk Sanat Müziğinin hayranı oldum. Sonra beğenilerim çoğaldı, daha belirginleşti.
70'lerde mahallenin gençleri evimizin karşısındaki geniş boş araziye top oynamaya gelirlerdi hemen hemen her gün ikindi sularında yanlarında teypleri bangır bangır arabesk çalar onlar da futbolunu oynarlardı bir yandan da sevdikleri kızlara müzik dinletirken bakarlardı mesajlar arabesk sözlerdeydi (o vakitlerin sevgililiği uzaktan uzağa bakabilmekti). Mahallenin genç kızları onları izlerken ki sevgilileri de vardı içlerinde ben de o sırada kitap okurdum genelde, okuduğum dünya klasiklerine istemesem de eşlikçi olurdu gençlerin çaldığı müzikler, Ferdiler ve Orhanlar.
Bir minübüse binerken adımını atar atmaz seni muavinden önce arabesk bir müzik karşılardı, bir pastanede otururken fondan dinlerdin arabeski, sokakta yürürken işyerlerinden, evlerden en yüksek volümle kulağına çalınırdı arabesk ve ben nefret ederdim duyar duymaz ne çok iticiydi, basitti sesler,sözler .. Bir de yalvaran ağlamaklı ses yok mu ...
Ya üst katımızda oturan çok samimi iki arkadaşım iki kızkardeşin çaldığı plaklar da sokağa konser olurdu. Onlar daha çok Orhancıydı.
Üç dev arabeskçi içinde sevebileceğim dinleyeceğim en sonuncusudur Ferdi sorsanız. Kaç gencin atkadaşlığını reddetmişimdir Ferdi dinliyor diye.
Ülke ikiye üçe bölünmüştü sağın solun bölünmesinden ayrı, dinlediği arabeskçiye göre.
Televizyonda Ferdi çalıyor sabahtan beri, akşam vefat haberi verildi ,Yıldılzar yoldaşın olsun... Sana güle güle derken, géçmişimizden de bir şeylerin, güzel şeylerin eksildiğine de elveda diyoruz...
Ve ben yarı uykulu hiç dinlemediğim Ferdi nin tüm şarkılarına eşlik ediyorum şimdi ... çalınan her şarkıyı, tüm sözlerini biliyorum ezber etmişim dinlemesem de, istemesem de, sevmesem de ... evde çalınan her müzikçalarda sesini duyar duymaz kapatmışlığimda, ordan burdan yarım yarım dinlemelerin dimağda nasıl bütünleştiğine şaşaraktan şarkıların hepsini dosdoğru ve tam söyleyişime de ..
Akşam bir arkadaşımın 'Devrimciler ve arabesk" konulu yazısını okuyunca gülümsedim,hak verdim, gizli seviciliğinde kendimi de yakaladım birden. O zamanlar çok şeyin rolüne bürünüyorduk aykırı kalmamak için yoldaşlarımızdan bizde olmasa da o gerçeklik. Devrimci gençler kalıpların, baskının içinde sıkışıp kalsa da içinde yaşadığı aile, köy ,mahalle , toplumun yaşam biçimlerini değiştirmeye dönüştürmeye çalışsalar da kendi bilinçaltında özümsediği, bihaber oldukları yaşanmışlıkları gün geliyor bir televizyon haberinde çalınan müzikle, bir filmle ,minibüste çalan bir melodi ile açığa çıkıyor,
Müslüm ölünce filmi çok dokunaklı gelmişti, ağladım ağladım ağladım... popçularla yaptığı düetler, onların seslendirdiği şarkılarını çok sevmiştim sonrasında . Hiç sevmediğim Ibo'nun bir şarkısı bir sabah okula minibüste giderken hüzünlüyken ben gözyaşlarımı akıtabilmişti sonra hayret etmiştim kendime...
Geleceğe dair umutlar tükenirken gün gün bu günün , ,geçmişimizdeki
yâşantımızın o güpgüzellikleri ,içimizden bir renk,bir ses de eksiliyor, sevdiklerimizle beraber sevmediklerimiz de, ne güzelmiş diyebiliyoruz. Üzüldüm hem de çok üzüldüm Ferdi 'nin ölümüne, yaşantımızdan ilk güzelliklerimizden eksilmesine.
Ölünce biri , bir sanatçı kıymet bilmek değil bu sende barınanın, donandıklarının, yaşadığın çevreyi benimsemenin, o çevrenin, yaşamin seni boyadığı renklerin farkında olmak aslolan .
Kendini ne kadar soyutlasan da yaşamın içine geçmiş kültürel halkalarının içinde seksek oynamışız mutlulukla,...sen ne kadar istemesen de arabesk öyledir işte damardan girmiş içimize sinsice...