ARABESK BU DAMARDAN GİRER İÇİNİZE GİZLİCE
Televizyon açık, yarı uykulu 'çalar saat" i dinliyorum kesik kesik, duyduğum hiçbir bilgiyi, haberi tam anlatamam yıllardır yarım yamalak izleyip dinlediğimden sabahları .... ya okula hazırlık içindeyimdir izlerken, ya kahvaltı hazırlama, ya sabah uyku keyfi peşinde... olduğunca...
Bugün çoook uzaklardan bir ses çalınıyor kulaklarıma o kadar uzak ki on beş onaltili yaşlarimdan geliyor ses. Ses uzaktan gelse de sözler ne kadar taze ve tanıdık.
Ne kadar reddettiğini düşünsen de bazı şeyleri etrafında olduğu sürece içine içine işlediğinin de kanıtıdır bu.
Ben arabeski reddedenlerden oldum hep, hiç dinlemedim bile isteye, evimizde de dinleyen yoktu arabeski. Annemin evin içinde nereye giderse peşine götürdüğü küçük, kulplu radyosunda hep türkü çalar o da eşlik ederdi, türküye maruz kalışım ondandı ve çok sevişim. Evde yalnızsam iş ışlerken, ev işi yaparken , ders çalışırken, kitap okurken yabancı müzik dinlerdim radyodan Beatles hayranıydım, pikaptan da Cen Karaca ve Selda ''yı dinlerdim ama pikap zor gelirdi iş halinde, okurken sürekli plağı ters çevirmek zorunda kalırdım okumam aralanırdı teybimiz de yoktu o vakit. O nedenledir ki mahalle arkadaşlarıma ucube geliyordum onlardan farklı tercihlerimden. Sonraları televizyonla beraber TRT nin konserlerinde sanat müzikleri, hele de Klasik Türk Sanat Müziğinin hayranı oldum. Sonra beğenilerim çoğaldı, daha belirginleşti.
70'lerde mahallenin gençleri evimizin karşısındaki geniş boş araziye top oynamaya gelirlerdi hemen hemen her gün ikindi sularında yanlarında teypleri bangır bangır arabesk çalar onlar da futbolunu oynarlardı bir yandan da sevdikleri kızlara müzik dinletirken bakarlardı mesajlar arabesk sözlerdeydi (o vakitlerin sevgililiği uzaktan uzağa bakabilmekti). Mahallenin genç kızları onları izlerken ki sevgilileri de vardı içlerinde ben de o sırada kitap okurdum genelde, okuduğum dünya klasiklerine istemesem de eşlikçi olurdu gençlerin çaldığı müzikler, Ferdiler ve Orhanlar.
Bir minübüse binerken adımını atar atmaz seni muavinden önce arabesk bir müzik karşılardı, bir pastanede otururken fondan dinlerdin arabeski, sokakta yürürken işyerlerinden, evlerden en yüksek volümle kulağına çalınırdı arabesk ve ben nefret ederdim duyar duymaz ne çok iticiydi, basitti sesler,sözler .. Bir de yalvaran ağlamaklı ses yok mu ...
Ya üst katımızda oturan çok samimi iki arkadaşım iki kızkardeşin çaldığı plaklar da sokağa konser olurdu. Onlar daha çok Orhancıydı.
Üç dev arabeskçi içinde sevebileceğim dinleyeceğim en sonuncusudur Ferdi sorsanız. Kaç gencin atkadaşlığını reddetmişimdir Ferdi dinliyor diye.
Ülke ikiye üçe bölünmüştü sağın solun bölünmesinden ayrı, dinlediği arabeskçiye göre.
Televizyonda Ferdi çalıyor sabahtan beri, akşam vefat haberi verildi ,Yıldılzar yoldaşın olsun... Sana güle güle derken, géçmişimizden de bir şeylerin, güzel şeylerin eksildiğine de elveda diyoruz...
Ve ben yarı uykulu hiç dinlemediğim Ferdi nin tüm şarkılarına eşlik ediyorum şimdi ... çalınan her şarkıyı, tüm sözlerini biliyorum ezber etmişim dinlemesem de, istemesem de, sevmesem de ... evde çalınan her müzikçalarda sesini duyar duymaz kapatmışlığimda, ordan burdan yarım yarım dinlemelerin dimağda nasıl bütünleştiğine şaşaraktan şarkıların hepsini dosdoğru ve tam söyleyişime de ..
Akşam bir arkadaşımın 'Devrimciler ve arabesk" konulu yazısını okuyunca gülümsedim,hak verdim, gizli seviciliğinde kendimi de yakaladım birden. O zamanlar çok şeyin rolüne bürünüyorduk aykırı kalmamak için yoldaşlarımızdan bizde olmasa da o gerçeklik. Devrimci gençler kalıpların, baskının içinde sıkışıp kalsa da içinde yaşadığı aile, köy ,mahalle , toplumun yaşam biçimlerini değiştirmeye dönüştürmeye çalışsalar da kendi bilinçaltında özümsediği, bihaber oldukları yaşanmışlıkları gün geliyor bir televizyon haberinde çalınan müzikle, bir filmle ,minibüste çalan bir melodi ile açığa çıkıyor,
Müslüm ölünce filmi çok dokunaklı gelmişti, ağladım ağladım ağladım... popçularla yaptığı düetler, onların seslendirdiği şarkılarını çok sevmiştim sonrasında . Hiç sevmediğim Ibo'nun bir şarkısı bir sabah okula minibüste giderken hüzünlüyken ben gözyaşlarımı akıtabilmişti sonra hayret etmiştim kendime...
Geleceğe dair umutlar tükenirken gün gün bu günün , ,geçmişimizdeki
yâşantımızın o güpgüzellikleri ,içimizden bir renk,bir ses de eksiliyor, sevdiklerimizle beraber sevmediklerimiz de, ne güzelmiş diyebiliyoruz. Üzüldüm hem de çok üzüldüm Ferdi 'nin ölümüne, yaşantımızdan ilk güzelliklerimizden eksilmesine.
Ölünce biri , bir sanatçı kıymet bilmek değil bu sende barınanın, donandıklarının, yaşadığın çevreyi benimsemenin, o çevrenin, yaşamin seni boyadığı renklerin farkında olmak aslolan .
Kendini ne kadar soyutlasan da yaşamın içine geçmiş kültürel halkalarının içinde seksek oynamışız mutlulukla,...sen ne kadar istemesen de arabesk öyledir işte damardan girmiş içimize sinsice...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder