29 Mart 2026 Pazar

 KOLONYA ŞİŞELERİNİN İÇİNDEKİLER

(BAHARIN ALIP GÖTÜRDÜĞÜ CANLARİN BAHARİN ESTIRDIĞİ GÜZEL KOKULARLA YADA DÜŞMESI )
Pandemi döneminden kalma bir alışkanlık ellerin yıkanmasından sonra kolonyalanmak. Limon kolonyası … o dönemlerde karaborsaya düşen limon kolonyası. Hele ilk günlerde ne çok aramıştım, il dışı çıkışların son günü akıbeti belli olmayan bir illetin bizi nereye sürükleyeceğinin kaygılarını taşırken üzerimizde ailemizi son bir kez görebilmek ve de aktar torpilinden kolonya almak için İzmit’e ve Gölcük’e son bir yolculuk yaptık. Yasak saatinin son dakikalarında ancak eve gelebildik torpilli de olsa kolonya alamadan, depoda kalmamıştı kolonya, süremiz sınırlı olduğu için gelmesini bekleyemedik.
Az önce o dönemden bolca aldığım şişelerin sonuncusunun son damlalarını süründüm elime, son olduğundan olsa gerek şimdiye değin bu denli keskin gelmemişti kokusu. Şişeyi, plastik şişeyi atmaya yöneldim çöpe, her şeyi atarken bir düşündüğüm gibi düşündüm şişe elimde, atsam mı atmasam mı diye, şişenin bir özelliği yok ama anaokulunda çalışırkenden kalma bir alışkanlık, geri dönüşüm malzemesi biriktirmek; uzun seneler evde, okulda malzemeler biriktirip zümredaşlarımla çeşit çeşit projelere imza attık. O alışkanlığı atmaya çalışsam da çöpün başında bir an da olsa düşünmeden alamıyorum kendimi elimdeki bir işe yarar mı diye..
Şişe elimde, yeşil kapağı minik saksı gibi. Renkli küçük kapakları saksıların dibine koyuyorum balkonda ve köyde, kuşlar çiçekleri yemesin diye bir nevi korkuluk işte. Kapaktan şişeye kaydı gözüm markasını okudum takıldım yeşil yazılara, yazıların aralıklarından şişenin içine daldı gözlerim, aklım ve duygularım. Kolonyanın kokusu, boş plastik şişenin berraklığı beni hapsetti içine içine kuruldum en dibine şişenin bağdaş kurarak en derinlerine daldım düşüncelerin. Ben bu şişeyi atmayacaktım, İstanbul’un en güzel yerine Eminönü’ne gittiğimde kolonyacıya uğrayıp farklı kokulardan kolonya doldurtmalıyım içine diye geçirdim aklımdan gülümsedim kendime, hangi kokuyu doldurtacaktım ki bir tanecik şişeye. Şişeli satıyorlar mıdır acaba. İzmit’teki hiçbir kolonyacıya girmesem de hiç, önünden çokça geçmişliğim vardır sıra sıra duran kolonyacıların Alemdar Caddesinde, duruyor mu acaba kolonyacılar aynı yerde, bari bir tanesi olsa…
Bizim evde kolonya işlerine Yılmaz abim bakardı, evden ayrıldığında da bırakmadı bu görevini taa ki gitmeden evvel ki son iki seneye kadar pandemiyle başlayan rahatsızlıkları oluşunca, özellikle bayram önceleri boş şişeleri alır doldurtup getirirdi, annemin sınırlı kozmetik tedarikçisi idi, kremini, sabununu, kolonyasını temin ederdi. Kolonya misafirlere tutulur illa, annem gezmeye gidecekse kremini sürer, kolonyasını dökünür öyle evden çıkardı, yapıp yapacağı makyaj bu kadar. Eve üç çeşit kolonya alınırdı; tütün, beyaz zambak, limon. Tütün abimin kokusu, beyaz zambak annemin, limon da babamın, misafirlerin ve diğer ev halkının. Hacı kokuları da getirirdi abim eve küçücük şişelerde, bir kaçı annemin gardrobunda kıyafet ceplerinde hala durur, kokuları ağır olduğundan kimse sürmez, abim sürdüğündeyse sözleşmiş gibi hep birden söylenirdik. Hacı kokuları esanslar hariç ben kolonyaların üçünü de çok severdim. Zaman zaman üçünü üstüste dökündüğüm de olurdu parfüm niyetine çocukluk dönemlerimde.. Şişelere gelince bir şekilde alınmış, hastalıklarda hediye gelmiş, evde vardılar. Boşaldıkça doldurulur hiç boş kalmazdılar. Öyle güzel şişelerdi ki hele kapakları. Dikdörtgenler prizması şeklinde kristali andıran bir şişe vardı o vakit favorim oydu.
Öğretmenliğimin ilk yıllarında baharda çocuklar menekşe getirirlerdi koyun- keçi gütmeye gittiklerinde dağdan toplayıp; öyle koca buket falan değil, beş on dalı yumruğum kadar olmazdı, çok narindiler rayihası ise insanı bayıltacak kadar keskindi, işte ondan sonra dördüncü bir koku daha eklendi beğenilerime. Sonraki yıllarda çocukların hediye babında öğretmenlerine kağıt mendil veya kolonya getirmek adeti olmuştu mor şişeler vazgeçilmezimdi menekşe kokusu geliyordu burnuma, usuma da bahara taze kavuşmuş dağlar, ilk çocuklarım, onların güler yüzü, mücadelesi, masaya gizlice bıraktıkları menekşe buketleri… bir koku insanı alıp götürüyor nereden nereye. Hediye şişeler daha çok yeşilliydi, çam kokuluydu kolonyalar ve o zaman anladım ki ben çam kokusunu daha bir seviyormuşum. Çam kokusu bana hep doğduğum ama büyümediğim bir iki kez gidebildiğim memleketim Yalnızçam’ı ve yaylaya çıkarken ki uçsuz bucaksız çam ormanlarını, ormandaki binbir çeşit çiçekleri, kuş seslerini, oralara olan bitip tükenmek bilmeyen hasreti, yaşanmamışlıklara olan kıskançlığımı anımsatıyor. Çok az yaşamışlığın içinde o kadar çok anım var ki memleketime dair, yalnızca bir şişenin içine hapsolacak azlıkta değil, çokça güzel ve burun sızlatan buram buram memleket kokan anı..
Derinlere daldığım düşüncelerimi bozan kapı zili oldu, gelen elektrikçiydi, ben sesle beraber şişenin içinde daldığım düş yolculuğumdan sıyrılıp burnumda tüten kokulara aldırmaksızın elimdeki şişeyi atıvermişim çöpe.
Eminönü’ne ilk gittiğimde ki sık giderim yapacağım ilk işlerden biri onca şeye, yaşanmışlıklara, gidenlere hasretimi dindirir mi bilmem ya kokuları burnumda tüten üç bilemedin dört ayrı kokuda ve güzel mi güzel şişelerde kolonya almak ve renkli kolonyalar dolu şişeleri doya doya seyretmek olacak. Eski tanıdık şişeleri bulursam değme keyfime hele de favorim olanını.
Benim beğendiğim kolonya şişesi durmasa da birkaç şişe annemin evinde hala durmakta, maalesef ki içleri boş, bomboş abim bir bahar başlangıcında gideli beri. Birinin içine ara ara küçük bidonla alınmış limon kolonyası dolduruluyor bittikçe o kadar, ama o güzel kokular estikçe zaman zaman doğada vurdukça kokusu burnuma tazeliğini, güzelliğini hala koruyor, bahar alıp götürse de seni bizden, baharın estirdiği güzel kokularla düşüyorsun yadımıza can abim 21 Mart 2025.
GÜNAY UZUNER

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder