17 Ağustos 2011 Çarşamba

17 AĞUSTOS

Emine Ablama               
            
           Otuzbir yıl önce bu gün Haziran dünyaya geldi. En harikasıydı dünyanın, en mutlusuyduk biz de. 17 Ağustos 1980’de yirmi yaşımda anne olmuştum.  Ne müthiş bir duyguydu bu.  Ağustos’un onyedileri de çok güzeldi bizim için. Taaa ki doğa beşiğini sallayana değin.

          İki duygu arasındaydık hep; o gün, bu gün. 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depreminden beri. Bir tarafta canımızın doğduğu gün, bir tarafta binlerce can… Doğum gününü kutlayamadık uzunca bir süre Haziran’ın, dilimiz varmadı hiç…

         
     Neylersin ki dünyanın düzeni böyle. An içinde doğumlar, ölümler, hüzünler, kahkahalar, düğünler, hastalıklar, mutluluklar hep bir arada yaşanıyor. Zaman yaraları çabuk sarıyor, acılar kabuk bağlıyor, içten içe acısalar da. İki yıldır dile düşürdüm yaş gününü kutlamayı oğlumun.
        
        Bir gün öncesi gece onbirde Gökçe Ada'dan dönmüştük. Gölcük'e uğrayacaktık. Işık tutturdu "Gitmeyelim." diye. Kıyafetlerini bahane etti. Hepimiz Gölcük'e uğramaktan yanaydık. O direndi. Her zamanki gibi kazanan o oldu.  Hayatta kalmamız, sağlıklı bir şekilde yaşamamız bir inadın zaferiyd.Işık "Sizi ben kurtardım." der durur konu açıldıkça , inatlarında haklılığını kanıtlarcasına. Bize olacakları düşünmek bile istemiyorum.



          Veli Göçer salıverilmiş geçen gün. Herkes veryansın ediyor. Günah keçisi o oldu sadece. Türkiye’nin tek müteahhidi oydu sanki. Diğerleri nerelerdeydi acaba? Yıkılacak nice binalar inşa ettiler daha,  banknotlarını kat kat inşa ettikleri gibi. Ne gidenler geri döndü, ne tedbirler alındı, ne de yanan, yıkılanların yenisi yapıldı. Bindokuzyüzdoksansekizli, doksandokuzlu yıllarda gazeteler çarşaf çarşaf, televizyonlar program aralarında iki de bir reklamını veriyorlardı, Veli Göçer villalarının. Hele de her akşam sunduğu Çarkı Felek programında “Parmaktan sonra Veli Göçer Dairelerinden biri sizin olacak!”  demiyor muydu Mali? Dayanıklı
lığı kontrol edilmişti de mi dağıtılıyordu? Oturma ruhsatı verenlerden kimse hesap sormadı.

           Ölüler hesap soramaz ki.


          Gece karanlıkta kardeşiyle aynı odada yatan Burak;”Dede ışıklar söndü,  dede lambaları açsana!” diye diye saatlerce kardeşine sarılarak korkudan öldü. Dedesi yan odadaydı eşi Emine’yle beraber. Ayağına koca beton düşmüş kıpırdayamıyordu. Eşini konuşa konuşa, Burak’a “Sabret sabah olacak.” diye diye uğurladı son yolculuklarına. Burak korkudan uyuyakaldı, uyanamadı bir daha ki hesap sorsun annesi, kardeşi ve babaannesi ile birlikte. Ölüler hesap soramaz ki!

          Bu gün 17 Ağustos 2011. Geçse de üzerinden yıllar, yaralar kabuk bağlasa da unutamayacaklarım içinde canım Haziran’ın dünyamıza gelişi ve her Gölcük’e gidişte Emine ablamın şen kahkahalarının çınlayışı ve de Burak’ın son bayramında herkesin elini tek tek öpüşü… Vee binlerce can.

         
17.08.2011        
Günay UZUNER    

2 yorum:

  1. YIRTILAN GECEDE
    Gece yırtıldı
    göğü gördüm
    şaşılası yakındı
    Yıldız toplardım
    çocuk olsaydım!

    gece yırtıldı
    denizi gördüm,
    bir alev topuyla geldi
    gölcük'te kavaklı'yı
    değirmendere'de
    sahili yutan dalgalar

    gece yırtıldı
    çaresizliği gördüm
    batacak bir gemiydi sanki ev
    öylesine korkunç sallandı
    ve bütün sesleri boğdu
    dipten gelen uğultu

    gece yırtıldı
    korkuyu gördüm
    savruldum oradan oraya
    ve inanılmaz bir aşkla sarıldım
    kırk yıllık karıma Yazar : Ruşen Hakkı

    YanıtlaSil
  2. nedenini biliriz böyle felaketlerin; bilimsel çalışmalar merakımızı gidermekte harikalar.

    sonucun nedenini de biliriz; bir gün öncesinde biz ellerimizle yapmışızdır kendilerini.

    ama "neden?"imizin nedenini bilmekte zorlanır gibiyiz.

    YanıtlaSil